22 Aralık 2010 Çarşamba

Raylar-at sikişi

Olay Urfa'nın kucak köyünde geçmektedir.Köy kahvesinde Hayro'yla kavga eden Seyfo artık köy kahvesine uğramaz olmuştur.Yalnızları oynamakta ve tek takılmalardadır.Bir öğleden sonra her yalnızları oynanın bıktığı gibi bıkar yalnızlıktan ve hırsına hırs katılır.Fikrince o da bir kahve açmalıdır ve hayro'yu eski köhne köy kahvesinde yalnız bırakmalıdır.Var mı öyle arkadaşlarından bir hayırsız hayro için vazgeçmek, elbet ki yok.Daha önceden az buçuk İstanbul görmüşlüğüyle Seyfo acilen türetir iş fikrini adıyla sanıyla tam bir kahve açacaktır.Yani ne bilem bir yolunu bulup getirtebildiği kadar kahve çekirdeği getirtecek yani ne bilem mırra ve türk kahvesi başta olmak üzere lattedir, americanodur, nescafedir, capuccinodur satacaktır.Tabelasına kadar yaptırır amblemi dahi vardır.Yalağın yanındaki arsa zaten toprak reformundan bu yana seyfolarındır.Diker barakayı bir aya kalmadan.İsim net:Seyfokurtu, slogan net :gıtgıtdıdak kahveler sıcak, amblem net:kahverengi tavuk.Hayırlı olsunlar fln derken ilk hafta ağzına kadar doludur mekan.Seyfo çoktan işi büyütmeyi kafa koymaya başlamıştır bile amma bedava kahveler dönemini kapatınca seyfo, gelen giden seyrelir.Mırradan başka bir şey içen olmaz.elinde patlar ecnebi kahveleri.Çünkü köy halkı seyfonun arz talep dengesini hesaplamadan bu işe girdiğini tespit ederek onu cezalandırmak için söz birliği yapmıştır.neyse seyfo 6 ay içinde seyfokurtuyu kapatıp bakkal açacaktır.Bu 6 ayın sonunda hayroyla barışıp eski kahvede takılmaya başlayacaktır.ahlanması vahlanması gereken ise kaçırdığı starbucks olma fırsatıdır.seyfokurtu verse etiler'e bebek'e iki franchaise bak nasıl piyasada kalıcı oluyordu ah ah!

starbucks deme bana onun sanatı karşısında sol gözüm seğermeye başlıyor , ondan konuşacak olunca karnıma sancılar giriyor vs. Diyosun ki işi çok ilerlettiler, seçimlerimi yapabileceğim geniş yelpazeler sunuyor ,ismimi soruyor ve bardağa adımı yazıyor, kahvem bitince kalkmam yada tekrar birşeyler almam için bakışlarıyla beni tedirgin etmiyor kanka süper değil mi ya?müthoş.hatta kahveyi içiyorsun ve sana kafein pompalıyor abi ayılıyorsun ya; tıpkı okuduğumuz kitaplar gibi hani ömer hayyamdan iki dize okumadan güne başlayamamak gibi muhtacız ona.İmza günleri düzenleyen sağı solu karalayan ve okunmayı hobi olarak edinmişlerin ticaretinin gerçekten somut bir hizmet karşılığı paraya dönüştüğü yer starbucks aa kimse laf etmesin o müthoş.içiyorusn ayılıyorsun.Bravo uyandın.Yok abi ben içtim içtim uyanamadım baya bi problemliym galiba.ama yaptığım şu da değil : olum ben ayılamadığıma ayıldım diyip tepinmeleri.içtik ve ayıldık mı yoksa hala uyku mahmurumuyuz belli değil.biz kahve içtik diye güneşin doğduğunu sanmaksa safca

-ben: hacı ya sen hiç sheakspeare okudun muydu?
-andy warhol: siktir git lan başımdan

geçenlerde kentukcy chicken dan ayrılan bir kaç gıda mühendisi tarafından kurulan bir tavuk çiftliğinin haberleri gazeteleri çarşaf çarşaf sardı.Şimdi adamlar tavukların dış yapısını 8 bölgeye ayırmışlar ve her bölge için yaklaşık 100 renk seçeneği fln var ve de her bölge için üretebildikleri kadar sembol üretmişler , sayılar fln vardı gazetede ama net hatırlamıyorum yanlış bilgi vermeyeyim.Her neyse yaklaşık şuan ellerinde 2 yıllık üretimlerini sağlayacak kadar farklı tavuk deseni varmış.her tavuğu faklı desene boyuyup onu fotoğraflayıp, o fotoğraftan ambalaj yapacaklarmış ve tavukları da tüm tüm satacaklarmış.Olay şu ki sen dünyada eşi benzeri bulunmayan bir tavuğu tüketme fırsatıyla karşılaşıyorsun.o tavuk sadece senin için yapılmış olan.sadece senin.Müthoş fikir.Şirketin adı neydi tam hatırlayamıyorum ama modern sanat galerisi flndı galiba girdiği kategori.Acil hayali ihracata işine girip bu fikri Türkiye getirmeliyiz kanka acaip para var.

dikkatli gözlerin gözden kaçırmadığı gibi seyfokurtu olayı da farklı tavuklar paketleme işi de kurmaca metinlerdi.İnce yollu olarak hiç bir ilgimin olmadığı sanata sosyal olaylaa göndermeler yapmaya yeltenmekti, snatı reddetmek onun ucubeliğinden bahsetmekti.Belki sanatın dikkatini çekerek cezbetmek ve beni içine almasını istemekti.Bak olum iyi yazıyorum ha yer aç bana midende mesajı.savaşı pek umursamadan savaş karşıtı olmak gibi.savaş karşıtı olup silah taşımak gibi.

işin özeti:at sikişi
dediği cemal süreyya'nın

yoksuluz gecelerimiz kısa
dört nala sevişmek lazım

11 Aralık 2010 Cumartesi

Raylar- Eski öyküler - Tanzimat dönemi özelliği taşıyanlar

Şu Bizim Adam

ya Pablo Neruda’dan bahsediyordu ya Hegel’di konuştuğu, ya sigara vardı ağzında ya da zararlı yararlı kavramlar listesi, o günler de çok popüler bir üniversitenin çok popüler bir bölümünün çok popüler makamına sahip kişilerden biriydi, Güney Kore vatandaşıydı , Amerikada okumuştu, NY’da bir yerlerde Beat yaşamıştı gençliğini, eskiden hobo olduğunu iddia eden iş adamlarıyla karşılaşmıştı, orta yaşlarında büyük bir dava adamıydı, çok kavga görmüştü, çok dayak yemişti , asla çok kelimesini kullanmazdı, ona göre çokluktu tüm kötülüğün sebebi, oruç tutup bekleyip düşünmeyi çalmıştı toy Sidhartha’dan, çok sık yemezdi bu yüzden dayağı ama yedi mi iyi yerdi, kavga asla bitmezdi ona göre , ama kavgayı ayırmışlardı, 90’larda zihninin son sığınağı Kübaya yerleşmişti, yalnızca iki kere puro içmişti, hiçbir gün bir cümleye nokta koymamıştı ve bir gün hikayesini biri yazarsa nokta kullanmadan yazmalıydı ona göre, roman yazmak istemişti hep ama nokta koymadığı için hiçbir yargıya, kendisi bile anlamamıştı ne demek istediğini, üç-beş şiir kitabı yayınlamıştı , hepsi bolca felsefiydi , çok anlaşılmamıştı ama hiç bundan şikayet edemedi, küçük sanatçı görürdü anlaşılmadığını iddia eden sanatçıyı , kendini küçük görmüş ve hiç konuşmamıştı, mükemmel maç izler olmuştu, yer yer holigandı, marihuana kaçakçılığından tutuklanmıştı, 3 yıl tutuklu kalmıştı,Ahmed Arif şiirlerinin garip bir şekilde eline geçen İngilizce çevirilerini okumuş, hapishaneden çıkınca ona benzeyen İspanyolca şiirler yazıp yayınladığı Buenos Aires’te bestseller olmuştu, o şiir kitabı üç ay içinde 22 dile çevrildi, İnsanlık tarihinin en çok satan şiir kitabıydı bu, hemen üç hafta sonra ikinci kitabını yayınladı, ‘iYi-kÖtÜ’ felsefi yazılarını topladığı kitaptı ve insanlık tarihinin hiç kimse tarafından alınmayan tek kitabı olmuştu, çok borcu vardı, bir gece yarısı dolandırıcıları dolandırarak Amerika’ya kaçtı, bu geçen sürede zaman zaman ağladı , şarkı söyledi, çantasını hazırladı, bavulunu taşıdı, tırnaklarını kesti, Amerika’da bir roman daha yazdı bu sefer kendince bir orta yol bulmuş bir tepki olarak her kelimeden sonra noktalı virgül koymuştu, ve her kelimenin bir imgelem her imgeleminse bir tufan olduğunu düşündüğünü noktalı virgülle anlatmıştı, aslında bunu P.Neruda’da okumuştu, kitap orta düzeyde satış yaptı ve son on yılın en sanatsal metni seçildi, ‘iYi-kÖtÜ’ yü koltuğunun altına alıp yayınevi yayınevi dolaştı kimse yayınlamak istemedi, kendine William Blake diyen biriyle tanıştı, ‘iYi-kÖtÜ’ yü kendi cebindeki parayla çıkartmak isteyen çılgının tekiydi ama bu kitap farklı olmalıydı , pazarlama tekniği geliştirdiler ve kitabı Brooklyn’de çıplak dağıtmaya ve kitabın reklamını bir porno sitesine vermeye karar verdiler, üç ay sonra bizim adam tımarhanede el kızartmaca oynarken sürekli William Blake’in hile yaptığından şikayet ediyordu, bağlama çalmayı öğrendi, doğu dans havaları çaldığı barlar dolup taştı, iyi para kazandı, sürekli doğu dans havaları çalınan bir bar aldı, aynı zamanda doğu içkileri sattığı yer doldu taştı, bir içki fabrikası kurdu , battı, çok borca girdi, William beraber bir albüm çıkarmayı teklif etti, o resim , bizimki de bağlaması ve toplumsal eleştiri dolu sözleriyle müzik yapacaktı, albüm yılın en iyi albümü seçildi, ikinci albüm yalnızca videolardan ibaretti William çıplak dans edecek bizimki de sadece bağlama çalacaktı, webcamde kaydedip piyasa sürdükleri albüm 70 milyon sattı, iki yıl sonra etnik müziğin Hall of Fame ine kabul edildiler, William geceleri ona şiirler okuyor, gözlerinin içine bakıyordu, hiçbir kadın böyle bakmamıştı, William’la Amsterdam’da evlendiler, bir gece aynı sex partisinde ayrı odalarda William üç erkekle bizimki de üç kadınla basıldığında gelmiş geçmiş en ünlü ikili olmuşlardı, otuz metrekarelik bir evde yaşıyorlardı ve arabaları yoktu, William giderek sıkılmaya başlamıştı, beraber intihar etmeye karar verdiler, silahlarını birbirlerine doğrulttular , üçten geriye saymaya başladılar, elleri titremeye başladı, William’ın elleri zayıftı, bizimkinin karnına bir kurşun William ın omzuna bir kurşun, birbirlerinin beyinlerini tutturamamışlardı, vücutları sonsuz bir yaşama isteğiyle doldu , ölmediler, artık Amerika’dan, atom bombasından, savaştan, savaş karşıtlarından, müzikten hatta tanrıdan bile çok konuşuluyorlardı, William Blake gerçek adını ilk kez o günlerde söylemişti bizimkine , adı Suzan’dı, ergenliğini film yıldızlarının posterleriyle sevişen pembe bir kız olarak geçirmişti, geri kalan ömründe hayatı olay olacak bir erkek aramıştı , hikayesi yazılacak bir erkekti aradığı ve bizimkinin hayatına bir erkek ismiyle girip yazılan hikayede büyük bir yanılsama olarak kalacaktı, cebinde hep bir yedek çorap taşırdı, iYi-kÖtÜ’yü yayınlamaya karar verdiler, bizimki tüm dünyayı dolaşıp imza günleri düzenleyecekti, kitap dünyalar kadar sattı, bir o kadarını da bizim adam imzaladı, hiç kimse kitabı okumadı, artık herkeste imzası vardı ve hiçbir ulaşılmazlığı kalmamıştı, ışığı iki ay içinde söndü, imzası taklit edildi ve tüm banka hesapları boşaltıldı, parasız pulsuz kaldı, çorabında taşıdığı tirbuşonla çantasında taşıdığı ucuz şarabı açıp içti, iYi-kÖtÜ’yü yazan adamdan çok uzakta olduğunu düşündü, o gün ilk kez aynaya baktı, zenci olduğunu gördü, ilk kez Suzan’a baktı 60lık bir cadı olduğunu gördü, bir acı hissetti, cebinden bir kağıt çıkarıp bu acıyı yazdı, çantasında iYi-kÖtÜ’nün aslı vardı , acil şekilde onu okumalıydı, kitabı açtı tüm sayfalar boştu, gözleri fal taşı gibi açılması gerekirken , sakin sakin tüm sayfalara baktı, yazdığı abartılı acılı yazıyı araya bir yere koydu , kitabı yere koydu,sonradan bu kitap 1.5 milyar dolara satılacaktı, o anı gören iki kişi gözlerinin tekini 3 milyar dolara satacaktı, sırtında bağlaması zenci bir koreli Brooklyn’de yürüyordu, tezatın ve yanılsamanın zirvesindeydi, sonradan onu yazanlar öyle diyecekti, bunu hiç hissetmedi, tam yağmurun yağması, delice ıslanması gerektiği anı yaşıyordu, yağmur yağmaya başladı ama o şemsiyesini açıp yoluna devam etti ,,,

Kapitalliberaller ve Belasız-Olaysız Geçen bir Gemi Hikayesi

Eleştiri yazmayı çok isterdim.Ama neyi eleştirsem bir bakıyorum ki bende o çorbanın tuzuyum.Eleştiri yazıp arkamda delil bırakamam değil mi? Eleştirdiğim ne varsa yapıyorum.Eleştiri garip bir kehanet ve yazarının iliğini sömürüyor.Özgürlükçü
düşünmeyenlerin üzerine giden giden bir yazar eleştirisinin kurbanı olmamak için özgür düşünemeyeceği bir durumda kendini özgür düşünmeye zorlar ve bu zorlama durumunda asla bir özgür düşünce gerçekleşemeyeceğinden kehanetin kurbanı olur.Kehanet bu ya ; az önce ucundan yerdiğim özgürlükçü düşünce fanatiği liberal yazar olma ihtimalini doğurdum.

Bir geminin kıç güvertesinde oturmuşum ve etrafımda mevsimler dönüyor.Güneş fırtına ve balıklar.Balıkların varlığı tutabildiğin kadar.Balıkların hali harap.Murathan Munganca, Nuh’un Gemisine alınmayan tek hayvanlar , fırtınada suyun içindelerdi.Bu gemide balık tutuluyor , balık yeniyor.Geminin üç ana dümen var.Güçlü dümen yolu belirler .Sonsuzun içinde her yön herhangi oluyor.Herhangi bir yöne gideriz. Birileri gidilen yönden emin.Diğerleri gidilen yönün tersinden emin.Ortada septik kapitalliberaller .Ne yöne baksalar mavilik görüyorlar dalga görüyorlar ama yön göremiyorlar.Bu gemi de bilmek büyük güç.Bildiğini sanmaksa daha büyük bir güç.Bilinecek hiçbirşey bulamayanlarsa gerçekten aciz.Tüm tartışmalara iş saatlerinde ara verilmiş ve balık tutarken herkes, onlar bir türlü karar veripte bir türlü başlayamamışlar.Aciz ve güçsüzler.

Tüm septik kapitalliberallar aç susuz göğe bakıyorlar.Oraya gitmeliyiz diyorlar.Hepsi içinden diyor.Birbirlerini duymuyorlar.Birbirleriyle konuşacak cesaretleri yok.Topal-sağır-kör ve çok fena düğümler.Zamanın olmadığı gemide yarım saat geçiyor ve göğe bakanlarda biri bu tüm yazdıklarımı düşünüyor.Balık tutmaya koyuluyor.Avcı sayısı her geçen gün artıyor.Balıkların hali harap.Sırtlarından dünya kadar bir gemi yürüyor.

Kahverengi-bej ne kadar şık değil mi (?)Küçük ve orta büyüklükte insanların(KOBİ diyeceğim kısaca ) modası.Yeteri kadar kötü olamayıp siyahı kirletenlerin rengi.Beyazlarını sigara sarartmıştır bej olmuştur.Siyaha su kjatmıştır göz suları bir türlü kararamamışlardır.Kahverengi-bej çubuklu formalı KOBİSPOR.Yağmurlu bir günde görmüştüm seni! Üstünde çubuklu formalar vardı! ve zayıf gösteriyordu seni.Sırayla istemişlerdi oysaki siyah ve beyazı ama vazgeçmişlerdi hep.Uç noktalar tehlikeliydi ve zararlıydı dönülebilecek noktalar arası gezinmek en tehlikeli olanı gibi gelmişti onlara.Sonuna kadar kahverengi gemide bej bir muşamba üzerine uzanmış ailesiyle yıldızları seyrediyordu.O anın uydu fotoğrafı mükemmel.Yaşanan tüm anlar gibi başkalarına göstermek için saklanmalı(?)

Usul usul yürüyor marketin alımlı standlarını.Süt tamam.Ekmek tamam.Salça tamam.Kekik tamam.Tavuk bulyon Tamam.Hazır çorba Tamam.Ve sıra geliyor bunları herhangi bir evin kapısına bırakıp gelecek yerleşik hayatı onlara emanet ederek yollara düşmeye.Kesin yargısız düşünenin son çaresi kaçış.Mutluluk kimbilir sabit bir nesnedir.İnsanlar kimbilir bu yüzden monoton hayatlar seçmişlerdir.Yollara düşen bir hareket sezdiğini iddia eder.Daha fazla durursa çakılıp kalacağını ve devinimi kaçıracağını düşünür durur.Akışı bulur ama yönü tahmin edemez.Eğer devinimin yönünü tutturup devinimle aynı hızla hareket ederse kusursuz bir durağanlığın içine girecek ve boşluk kadar sakinleşecekken ters yönde devinimle aynı hızla hareketi ona akışı iki kat hızlı gösterecektir.Midesi bulanacak, başı dönecek, kusacak ve umutsuzluğu gebe kalacaktır.Aslında bu iki sonucunda gitmek eyleminde bir değeri kalmıyor.Gitmek bilinmek istememektir.Böyle bir Gitmek seçimi bir sonluluk, sorumluluk ve sonuç barındırmıyor.Bir daha yazı yazmamak.Bir daha anlatmamak hikayeleri.Bir daha övülmemek belkide.Sayfalar çevirip bunu şarkı yapmamaktır.Gidenlerin ardından kalanların yazdıkları hiçbir zaman gerçekçi olamayacaktır.Giden olup dönüp gitmeyi yazansa gidenlere en büyük ihaneti yapan.Kehanet bu ya;az önce bir yerlere kaçıp , dönüp
Yolları yazma ihtimalini doğurdum yada Jack Kerouac okumuş bulundum.

Orda biryerde her gün hazırlanıyordu.Bir türlü yola çıkamıyordu.Elbette kararsızdı.Bir karar bulamadığı için değil doğruya inanmadığı için doğru kararı bulamıyordu.Yol ise hep karşısındaydı.Yol dik memeli koca kalçalı Latin bir hatun gibiydi çok çıkılası duruyordu.Metallica dinleyerek hazırlıyordu kendisini yolculuğa.Alfabetik sıranın kurbanı oldu, Metallica şarkılar bitti ,Mozart’a geçti müzik çaları.Soyluluk fethettiği topraklarını.Kültürün ellerine düştü.Barok mimarinin tutsağı oluyordu.Şuaralar , tatil planları yapıyor.Roma’yı görmeli, Alsace’ı , Napoli’yi ,Bordeuox’u görmeli ve elbette Paris’i görmeli.Cebelitarık’tan bakmalı Akdeniz’e , Waterloo’dan geçmeli , Eyfel’in önünde fotoğraf çekinmeli.Susuyor.Bekliyor.Pasaportu elinde ağaç oluyor.York un surları avuçlarında ufalanıyor toprak oluyor.Buharlaşıyor avucunda Pasifik’in suyu.Bir sabah San Dominigo’da eşsiz bir manzaraya bakıyor.Dikkatli Bakıyor.Su, toprak ve ağaç. gerisi hiç.İlkokul kitaplarındaki basit madde/cisim ayrımıyla ayrılıyor toprakla şehir.Bir gün toprak olmak fikri herkesi üzdüğü gibi onu da üzüyor ama bir gün ünlü bir şehir olacağı hayaliyle gülümsüyor. Bir başka köşede kapitalliberal kararsızlıktan kırılıyor.Seçenekleri değerlendiriyor ama seçeneğin asıl görevini yerine getirmesine , seçilmesine bir türlü izin vermiyor.Belki balık tutup bir yandan gidilen yönü tartışacak, belki geminin her yanını aç susuz dolaşmaya çıkacak, belki güvertede hareketsiz düşünecek.Belki sonunda gemiden atlayıp gökyüzüne doğru yüzecek.Farkında olmadan bir Truman Show finali yapabilir.Güvertenin güvertesine uzanmış ve durmadan kendi yaşamını eleştiriyor.Kehanet bu ya;kendi gibi yaşama ihtimalini doğuruyor.

Birincil Bungee Jumping-Ses kaydı

Rota belli Malatya, Adıyaman, Urfa, Mardin.Bir araba var içine zor sığılmış ya Murat 131 ya Şahin.Belli değil ne oldu ama şükür ayağı yerden kesiyor.Varmasa da ilerliyor.Feci Hippiyiz ama buralarda Wolkswagen'in Hippi minibüsleri yok.Mecburen bu züppeyi boyadık gökkuşağına.Tom Stabbard programı yapılıyor oluyor Adıyaman Fm'de tam bizim barajı gördüğümüz anda.Radyoyu kısıp suya bakıyoruz.Fırat'a* bakıyoruz.Ökkeş anı ölümsüzleştirmek için Fırat'ın** yedinci kitabı çıkarıp okumaya başlıyor ara ara gülüyor.Radyodan aklımda Tom Stabbard'ın bir sözü kalıyor.'Kötülerin sonu mutsuzluktur iyilerin sonu bahtsızlık işte trajedi budur'. Biz ne beyazız ne siyah ne de gri .Biz mutlulukla tanımlanmayan diğer renkleriz.Ökkeş geğirerek gülüyor.Arabayı çok sallıyor Hakan.Her on kilometrede bir komedi kusuyoruz.Gülüyoruz.Bakmayın öyle durduğuna komedi de en az trajedi kadar komiktir.Tabelada Karacadağ yazıyor ucu solu gösteriyor biz sola dönüyoruz.


Kulaklarımız iyice kabardı.Lynyrd Skynyrd çalıyor belki bir cümle yakalarız da onu Namık'a tercüme ettiririz.A şu meleti kullanıp kaydetsek de olur.Bir yer bulmuşlar Karacadağ'da bungee jumping kurmuşlar.Fransız bir şirket.Kişi başı 50 lira dediler Nuri işi 30'a bağladı.Son sıra bana kalıyor.Diğerleri korkuyor altına sıçıyor ve sıra bana geliyor.Bizimkilerin atlamasını izlerken farkediyorum bu işte zıplamıyorsun.Lastik yalnızca maksimum gerilime ulaşınca benimle olacak yani bu işe başlarken bungee de jumping de yok.Güvenlik kitlerini taktılar.Sardılar sarmadılar beni.Artık burdan sonra dönmek olmaz.Al şu ses kayıt cihazını elimden düşer, ilk günden kırılmasın.Şimdi ben atlamak istemiyorum ama erkekliğe bok sürdürmek olmaz .Şimdi atlamazsam bu şiiri bırakmak gibi birşey olur.

Ver şunu.Burdan mı zıplıyorum.Tamam bir adım sonra.Havadayken herhangi bir şey yapacak mıyım?Hobaaaa.Aaaaaaaa.Eeeeeee geçti.Heyecenlanmak korkmak değildir.Ayrımdır.Şuan korkmuyorum gibi duruyor.Beynim yine de bulandı.Ya nolcak ben geniş adamım koymaz bana.Şu an arkadan ipi kesip atsalar , iple göz göze gelsem kıçım yere değene kadar tırsmam.Ama o yere kıçımın değdiği andaki korkuyu gerçekten merak ediyorum.İpi görmek gerçekten korkutmaz beni.Bunun bir rüya olduğunu kendimin de şuan yoyo olduğumu düşünürüm.Bir kere yere düşen yoyo kırılır mı.Unutma bizi belirsizlik yaşatır.

Sağ sağlim çıkıyorum ama bu şeyi tekrar yapmak istiyorum.Nuri bu sefer de 40 liraya bağlıyor işi.Beni tekrar bağlıyorlar.Tamam tamam ben hallederim ne yapmam gerektiğini biliyorum.Hobaaa.Aaaaaaaaaa.Eeeeeee geçti.Merak korkunun üvey kardeşidir.Birbirlerine hiç benzemezler.Şuan bu ipte sallanarak ölmenin tadını merak ediyorum.Tekrar sallanmakla büyük bir düşünce suçu işlemiş büyük bir ayaklanma başlatmış gibi hissediyorum.Sanki Hippiliğim cezalandırılıyor.Heyyyy.Hassiktirrr ipi atmışlar.Nefes al nefes al kendinle çelişme(işte o nokta; ben gerçekten yoyoyum ve Korku üvey kardeşi Merak'ı döverek beni kendi eline alıp oynuyor.Direniyorum dönüyorum sonunda duruyorum).Aaaaaaaaaaaaa.(Reha Erdem aklıma geliyor)Korkuyorum ANNEEE

Not:Parantezli kısımları altıma sıçarken değil altım kuruyken ekledim.

Raylar - Eski denemeler aslında protest şiirmiş- bok atmacalar kesmeceler sallamalar savurmalar

Sol ey Diablo-Ben Şeytanım

Piyasa şartları değişti, türkiye şubat 2000 krizden beri kapitalist düzenin hakkını veren görev adamlarından biri olma yolunda bile.Artık servis sektörümüz büyük bir paya sahip.Liderlik seminerleri ağzına kadar dolu.Kişisel gelişim dergileri yok satıyor.Kalifiye eleman mı ne için? Artık en önemlisi pazarlama.İyi bir pazarlamacı çekirdeğin kabuğunu kirazın çöpünü bile satar.Peki ya senden naber TDK?!1980 deki sözlükle imla kılavuzuyla şimdiki arasında yalnızca bilgi ve deneyim açısından fark var.Ha bir de yeşil kapak pembe olmuş.Pazara kendince uyum sağlamış aslında(!)ama bence iki ürünü birleştirip beraber satmalı.Günlük kullanıma uygun ürünler sürmeli piyasaya.Tak sözlüğe gazoz kapağı açacağı tak imla kılavuzuna tırnak makasını bak nasıl gidiyor.Hadi bu da sana kıyağım olsun TDK.

sol ey diablo-ben şeytanım

Dünyaca savaştıktan sonra görebildik ilk kez kendimizi.İnsan hep caniydi ama savaşırken hiç ayna bakacak vakti olmamıştı.Fotoğraf teknolojisi bunu sundu insana.O fotoğraftaki sensin ve baş kesiyorsun.Şu mantarlı duman çıkan yer var ya oraya bombayı sen attın.Ve bir sonraki fotoğraf brezilya'dan yağmur ormanlarında gün batımı.Ah ne kadar doğal.Tüm fotoğrafları güzel çekmişsiniz,ödül.Ve sonra fotoğrafları bir kenara atıp yarın ki ihaleyi bir kere daha gözden geçirirsin.Hatırlamak mı? Neyi? bir resmi mi?İşte Baudrillard'ın simülasyon kuramı.
Canlının cansızdaki yansıması.O akış.Ve herşeyin derinliksiz , karaktersiz hali.Giderek artan bir Epicurüos imanı.O ırmağı kana bulayan ben değildim.Şimdi daha rahat pazarlayabilirsin , saç kurutma makinesini.Yapabilecek birşey yok, doğal seleksiyon ben daha güçlüyüm

sol ey diablo- ben şeytanım

Baudrillard'a daha yakından baktığında güçlü , devasa ekonomili toplumlara bir tespit daha yapıyor.Bu gün en büyük sorun açlık değil yalnızlıktır.Aynı dünya görüşüne sahip iki entel'in hiç bir gün iletişim kurmaya çalışmayacakları gerçeği ve notebookları önlerinde yazı yazan yüzlerce yalnız soylu.-sen yabancısın uzak dur.Herkesin karınını doyurduğu maskeli balo.Herkes kim olduğunu saklıyor.Maskeleri var.Asıl can alıcı olanı ise karşı tarafın o şeyin maske olduğunu biliyor olması.Ölümcül olanı ise kolunuza giren kadının bile yüzünü göremeyecek olmanız.Ama baudrillard bu noktaya gelirken kendi kuramının büyüsüne fazla kapılmış görünüyor.Derinliksiz bir bakış oluyor bu.Çünkü birileri için hala gerçek sorun açlık.Ve bugün hiç bir düşünce kuramı adrenalin kadar ikileme düşürmüyor bizi.En büyük amaç hayatta kalmak.En büyük sorun hayatta kalamamak.İki azap.Yalnızlık ve açlık.Seç birini.

Sol ey diablo-ben şeytanım

Sen entelsin kitapların çok satıyor, o kadar ödül aldın paran vardır senin paran.En kötü televizyon programı yapıyorsundur.O zaman aç değilsin.Belli belli saçların dağılmış , tırnakların kirpiklerin hesapsız uzamış.Belli belli sen yalnızsın.Yeni bir ürünüm var tırnak makaslı imla kılavuzu üstelik 3 saatte adresinize teslim,üstelik bilmem ne karta vade farksız 6 taksit ödeme kolaylığı.Ne dersin?Seni şimdi kimse anlamıyor çok üzüyorsun kendini.Etrafına baksan bir buralar patates tarlası mı hep?Günlerce boşa sancı çekiyorsun.Bak biz fast food çocuğuyuz.Mc donalds hemen dibinde.Hemen elinde patates kızartması.Üstelik çocuk menüsüyle oyuncakta verirler boş vaktinle onla oynarsın."Şimdi yazıp yüzyıl sonra anlaşılmak mı? neden olmasın?" mı?Hayır bana göre değil.Bir kere okunup bir daha hatırlanmamak mı? Neden olmasın?.Ben fastfoodum.Obez bir dünya mı? Neden olmasın?

Sana geliyorum dostum entel.Tırnak makaslı imla kılavuzuyla,Ahmet Arif'in şiirinden söktüğüm otuz üç kurşunla , kibrimle.Hepsi senin.Al bu kurşunları kaynat , sonra döktürürsün, nazarım kuvvetlidir , nazar boncuğu al ; çünkü ben şeytanım

Demokrasi ve Aşka Septik İmanı-Isaac Asimov&Sting Field of Gold ( Akustik Versiyon)
Bir şüpheci için bile imanın hayalinin düğünü töresi bir hoş.Yeter deyip devinimlerde tükendiğimiz doğru noktayı bulalım ve hiç hareket etmeyelim hali.Aşka inanan aşık olduğunu sandığında kendini mutlak güven içinde hisseecek.Sayın demokrat'ın demokrasiyle yaşadığı sürece içi rahat olacak.İmanın yaylası hüzünlü yöresi bir hoş.oy ve sevgi.ikisi de ticarete açık nesne.İnsanlar birbirlerine emek verir ve sevgiyi satın alır.Bazen kapitalist düzende emeğin karşılığını alamaz ama suç yine kendindedir.Yetersiz marketting.Kazanılamayan sevgi: arabesk ve melankoli.Demokrasi yaman.Reklamı güzel.Her bireye oy hakkı verir.Bireyin yönetime katılmasını ona paha biçilmez bir nesne olarak sunar.Tıpkı mastercard gibi.forma 30 lira atkı 10 lira iki maç bileti 50 lira babasının omzundaki çocuğun neşesine paha biçilemez.Geri kalan için mastercard(?).Toplamda 140 lira verir ve paha biçilemezi alırsın.Aslında Paha biçilemez 140 liradır.Paha biçilmez satın alınabilirdir.

*kimseler görmeden gel gizli gizli

Edebiyat burda hataya düşer.Kendini satılamayacak kadar üstün görür.Kendince paha biçilemezdir.Markettingdir, kanat saldırısıdır bilmez.Paha biçilmez anları sunar ama buna fiyat koymaz.Daha çok hizmet, daha iyi reklam.Bakınız: NTV yayınları satış artışı.Özel tasarım kapaklar , bitmez tükenmez reklamlar.NTV yayınları işi çözdü

*bu işte bir yaman el gizli gizli

Isaac Asimov.Bilim kurgunun amcası.Diğer bir çok bilimkurgucunun aksine vakıf serisinde dünyayı teknolojik gelişmede bir tıkanmaşlıkla tasvir eder.Galaktik İmparatorluğun merkezi Tarantor korunaklı ve uygarlığın tüm teknolojinin uygulandığı merkez.Geri kalan milyon gezegen kattrilyon nüfus sen ben gibi açık havada yaşamaya devam eder.Kimileri asimov kurgusunda eksik tuğlalar bulur.Nasıl olur da galaktik bir çağda tek bir hükümdar vardır, demokrasi nasıl tamamen dünyaya hakim olamaz demişler.Halbuki bulduğu tuğla eksik değil fazladır.Sorulara ve sorunlara Asimov'un cevabı(vakıf kurulurken'den):"İmparator imparotorluğun simgesinden başka birşey değildi aslında.Şimdi artık uyruklarının omuzlarında ağır bir yük haline gelen imparatorluğu ,onun her yana yayılmış askerleri ve memurları temsil ediyordu, yoksa imparator değil." Bizi hep askerler ve memurlar yönetti.Zamanında asker çok yönetmiş şimdi sıra memurdaymış kime ne...Kasa her zaman kazanır.

*İncedir kırılır tel gizli gizli

Gordon Matthew Thomas Sumner.Sting -Sahne adı.Arı iğnesi.Acı söz ve sokmak anlamları da var.Sting'in eleştirel havası, toplumsal gerçekçi çizgisi.Toplumsalın sorunlarına eğilen sanatçı duruşu.Hepsi sahte.Sting takma ad sadece.O Gordon Matthew Thomas Sumner.The police'den ayrılmasının doğru olup olmadığı sorulduğunda, the police 20 milyon satıyordu ben şimdi 50 milyon satıyorum demiş.30 milyon albüm iyi para eder hem altınlar bu sefer dörde de bölünmeyecek.Field of gold'unu çok seviyorum.Sanki biraz kendi özeleştirisi.Hatta bu yüzden severim kendisini.Batı rüzgarlarının arpa tarlaları üstünde esmesini sevgilisine hatırlatmaya çalışırken bir anda kendini sevgilisinin dudağına uzanırken ve altın tarlalarında yürürken bulur.İnancını kaybetmiş aşkın, demokrasinin son eylemi, son yürüyüşüdür bu bir yandan.Altınlar toplanır ve bir daha yürüyüşü gerek kalmaz.

Şimdi buraların taşı toprağı altın ya, biz hep altın tarlalarında yürüyoruz.Bu sefer aşk ve demokrasi peşinde değil, altın için altın tarlasında yürüyoruz.

Dipnot: Kasa her zaman kazanır.

Amerikan Forması

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası.Amerika çok güçlü.Amerika açık ara favori.İlk iki maçında Slovenya ve Hırvatistan'la oynadı.Slovenler de hırvatlar da basketbolu özümsemiş, basketbolun tüm doğrularını yapan takımlar.Peki fark ne?Amerika doğrudan daha fazlası.Mavi formasındaki smokin havası, beyaz formasının arkasındaki destansı motifler.Amerikan bayrağındaki yıldız sayısından fazlası hep sahada-b team desinler veya demesinler.Amerika geçmiş olmayan bir ulus ve onlar uygarlığın başını kaçırdılar.SAhiplenebilecekleri çok az şey var basketbol bunlardan biri.Basketbol amerikanın özgürlük ve jazzdan sonra dünyaya getirdiği üçüncü evladı.Burda kaybedemezler.Evlatlarını öksüz bırakamazlar.

1.Mavi formanın smokin havası

Uluslararası organizasyonların bir dönemine amerika yıldızlarıyla katılma eğilimini pek göstermedi.Bu tavuklar firarda'da rooky'nin diğer tavukların özgürlüğünü umursamayıp kendini horoz bisikleti ve radyosuyla yollara vurduğu ana denk geliyor.Özgür ve Yalnız Amerikalı.



Ginger:Biz burda ölüme mahkumuz bizi böyle bırakıp gidemezsin
Rooky:Dünyanın acımasız gerçekleri tatlım yapabileceğim bir şey yok
Ginger: Bize uçmayı öğretebilirsin!

amerika belkide bir dönem uçmayı bilmeyen ama çok iyi uçtuğu düşünülen o özgür ve yalnız horozdu.Geri dönüş bejing olimpiyatları.Uçmuyorlardı ama uçayazıyorlardı.Rooky'nin gingerı kurtarmaya dönüşü gibi.Rooky ginger'a aşık mıydı?Bu dönüşün sebebi neydi peki?Mahrur ve yenilmez amerikalı mı yoksa artık kapitalizmi aşk mı yönetiyordu?Mavi formalarının smokin havası açıkça gösteriyordu ki kazanmaya gelmişlerdi.We do it men*! Kendi oyunlarını kazanmaya gelmişlerdi.Artık yenilecek düşman kalmamış, sovyetler bertaraf edilmiş, kapitalizm dünyanın tek ışığı olmuş,en iyinin en büyük sorununu kesin kabul görememeyi aşmışlardı.Baudrillard'ca orası gerçekleşmiş bir ütopya.Gerçekleşmiş bir ütopya yaşanamayacağından aynı zamanda bir paradoks.Gururun getirdiği o kaçınılmaz vahşi realistlik.We are the best** sloganı.Bugün amerika'da yüzde 9.6 işsizlik olmasına rağmen işler yolunda.Mağrurlar ordusu başı dik ve aynadan başka birşeye bakmıyor.Çok iyi şiirler yazdım Kötülerinin tamamını çıkarırsan diyor yılmaz erdoğan.Buna benzer Amerikan yaklaşımı;Çok mutlu vatandaşlarım var mutsuzların tamamını çıkarırsak.Darwinci yaklaşım.Doğal seleksiyona güvenoyu.Özgürlüğün getirdiği belkide.Dadaloğlu'da aynı nidaları savurmuyor mu?Ölen ölür kalan sağlar bizimdir.Tüm haklar verildi ve alındı e sorun kalmamıştır o zaman.

2.Beyaz formanın arkasındaki destansı motifleri

En iyinin de sahip olamayacağı şeyler vardır.Bu amerika için tarih.Beyaz formanın destansı motifleri özenilen bir tarihin , barutsuz savaşların bir yanılsaması gibi.Aslında o vahşi realistliğin çıkış noktası da bu.

insan değil de ağaç olsam
dallarımın arasından rüzgar esse
yapraklarım, çiçeklerim meyvelerim olsa!
mevsimleri yaşasam...
köklerimle toprağın derinliklerine sarılsam.
kuşlar konsa dallarıma, yuva bile yapsalar...
böcekler, karıncalar yollansalar içime...
çürütseler oralarımı,
ballarım, sakızlarım olsa
gövdeme bir insan yaslanıp uyusa...
ben bunları hiç bilmesem, sadece ağaç olsam.

diyor erkan oğur.Bİzim toprağımız-buna avrupa dahil- kök salmayı bağlanmayı geçmişi öyle bir sahipleniyor ki bu aslında bizim hareket kazanamamızın en büyük sebebi.Amerikanın o köksüzlüğü , geçmişsizliği onu gezmeye harekete sürüklüyor.Etçil besleniyorlar, kendi besinlerini üretme kaygıları yok.Kültürsüzlük sahip oldukları en büyük nitelik.Vahşi batı ekosistemin eksik kalan parçasıydı.Herşey tamam dünya evrimini amerikalı'yla tamamladı.Bizse(avrupa hariç) hep kendi halinde meyve veren meyvesi toplanan , kök salan , rüzgara tek başına direnen o ağaç olmuşuz.farkında ve isteyerek-Erkan oğur'un son dizede kattığı ise varlığın bilinçsizliği.Sarhoş bilinci.Avrupa içinse durum daha vahim-Belkide burdan vahim görünüyor ama ordan bakınca niye bize özenmesinlerki deniyor.Avrupa tüm doğruları yapmış, topu boyalı alana indirmiş , ekonomik sorunlarını çözmüş bir bunalım coğrafyası.Okyanustan çok uzaklara yaptıkları kumdan kaleleri bir tsunami gelirde yıkar korkusu.Aşırı sorunsuzluk aşırı sorumluluk ve aşırı korku bugün avrupa'yı yaşanmaz bir yer yapıyor.Bknz:intihar oranları.Ayrıca bknz:Avrupalı'nın başka yerleri görme merakı.Saplanıp kaldıkları; kültürün, kitabın, insanı insan yapan unsur olduğu.Kültürsüzün en büyük niteliksiz azledilmesi.İnsan olmaya çalışıyorken ağaç olmuş ve bunun farkında olmayan bir filiz.Erkan oğur'un ütopyası belki.Sarhoş bilinçli Avrupa.

İslam ve budist topraklarına İran'dan yayılan kara bir kadercilik var.Etek sarı türküsü; Herkes kaderine boyun eğmeli dizesi.Hele Gönül Yarası'ında Meltem Cumbul'un(Dünya)ölüme, kurşuna bakarken söyleşi kaderciliğimizin simgesel doruğu.Aynı kadercilik ilginçtir Birleşik Devletler vatandaşlığının özgüveniyle de kazanılıyor.Amerikalı da kadercidir.Bu haliyle nakkaşa benzer.Beyaz formasındaki destansı motiflerden televizyon üstü danteli yapar.

Üç coğrafya mistik doğu toprakları, sahte avrupa ve vahşi batı.Yaşamak için seçilecek üç yerleşke.Nihilistlere ve septiklere hiç yer yok.Yalnızca göçebelik onların harcı.Modern zamanlarda göçebe Harley Davidsonlıdır.Herkes tamam ve düğün başlayabilir.Mavi formanın smokin havasında halay zamanı.

Şiire Septik İmanı feat. Orhan Veli - Fretless Bağlama

Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip musikiler alıyorum

Küçükken şiir yazdım.Ne nedir bilmeden yazdım.Ne nedir bilerek yazdım.Dünyayı kurtaracaktım şiirle.Benim düşüncelerim olacaktı dünyanın hamurunu yeniden yoğuran.Benim ismim ödül çeklerinde yazan.Ben mi?Şiirin beslediği benliğim mi ?Şüphe ettim ve kaldı şiir öylece.Bülent Ortaçgil'ce çoktum ama hiç yoktum.O zaman yalnız bohem şairler vardır şiir yazan dedim.Bir bohem şair gördüm bir şaraba sattı 12 dizesini ve yitti orda şiir.Şiiri yazmak için olağanüstüyü belledik evvel.Bknz.Manas Destanı.Sonra ölçüdür hecedir saydık durduk.Divan dedin oturduk kaldık.Bir adam var garip.Orhan durma konuş hadi

Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti
Beni bu güzel havalar mahvetti.

Orhan şiiri sokağa indirmişti.Ama işte garip Orhan bilemedi.Poşet geçirmedi kırmızı meşin şiirine, çabuk eskidi.Kelimeler soylulaştı , lüks imgelemler giyer oldu.İmgelemi anlamak için Freud'a, Freud için Lacan'a,Lacan için Zizek'e, Zizek için Hegel'e ihtiyaç.Hegel'i anlamak içinse biraz sezgi , biraz halı saha kaleciliği, bir çift eldiven.Karşımda şiirin o bitmez tükenmez yeniliği.Sürekli yeni birileri.Benim için çok fazla.Şair bir sayı doğrusu mu bir çember mi?.En son yazılan yada en derin imgelemi olan en iyi şiir mi?Söyle şimdi Orhan biz kimi okuyak kimi niydek?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Ne çember ne sayı doğrusu.Şair düzlem.Şair bir şehir.Şair var şairden üstün, şehir var şehirden kalabalık.Ya yerçekim yoksa.Arabalarda korna var dikkatsiz yayaları uyarmak için bilinçli sürücülerimiz var fakat dikkatsiz şoförleri uyaracak bilinçli yayalarda korna yok.Yerçekimi yoksa şiir bizi yutar.Belki de yerçekimi bizde varken yerçekimi olmayan kara deliktir şiir.Orhan?

Urumelihisarı'na oturmuşum
Oturmuşum da bir türkü tutturmuşum

Bengi bağlama üçlüsünde görüyoruz tam şeklini almış Fretless bağlamanın.Bass bağlama.Fikir babası gitarın perdelerini söken Erkan oğur.Erkan oğur'u anlatmaya ne gerek var ne de benim kapasitem yeter buna.Ama bengi bağlama üçlüsüne yaptığı fikir babalığını bana da yapıyor.Perdesiz bir şiir aklıma düşürüyor.Sırları, gizliliği, tabutu, sökülmüş.Daha bass akan bir ırmak.Bu nasıl yapılacak bilmiyorum, arıyorum..Eğer şair düzlemse elbet uzayda bir yere serilir.Ve eğer yer çekimi yoksa şair birbirine girer kavgalıdır.Ve benzer kelimeler ispat eder iki zıt hakikati.Şiir kara delik.Eğer şair düzlem değilse ve yerçekime varsa; şiir benim için biter.Şiire septik imanı.Ne yazdıksa ne okudunsa boşa giderAman boşver gel Erkan Oğur dinleyelim.

http://listen.grooveshark.com/#/artist/Erkan+O+ur/671439

orhan?bugünlerde dişlerini fırçalamıyor musun?Yolculuğa mı çıkıcaksın neden diş fırçana kağıt sardın?Orhan? Ses ver?

İki gönül bir olunca,
Samanlık seyranmış ama
İki çıplak da , olsa olsa,
Bir hamama yakışırmış

Kant-Yitik Komunist-Pakistan-Yeşil

İstanbul sokakları kesme taş kara katran
Dolan Reşadiyeli Silahşör Ahmet dolan

Yürüyoruz.Nerden nereye , neden ve nasıl hatırlamıyorum.Hak, hukuk, eşitlik muhabbetlerini konuşma hevesimizden fışkıran salyalarla tozlu kaldırımlara saçarak ilerliyoruz.Farklı olabilirsin ama üstün asla diyor Ahmet.Cevap vermiyorum.Susuyoruz , yürüyoruz Kabataş'tan Beşiktaş'a.Sağım solum yüksek duvarlar söbe.

I.Kant temele bireysel sorumlulukları yerleştiriyor.Sloganı net 'Herkes evinin önünü süpürürse mahalle temiz olur'.Königsberg sokakları temiz.Slogan güzel.Yeryüzünü yalnızca toprak görüyorum devlet gökdelen kışla hastane ayrımı yapmadan.Her tohum bela gibi geliyor bana.Buna ek olarak aradığım şey çöl.Kant'ca konuşursak , insanı tohum toplayıcıları olarak görüyorum , devletleri hızar.Devlet:Yüzyıllık kök salmış çınarlı sorunları kesmeye çalışan bir sürü hızar.Ve en çok ihtiyacım olan çalışan, üreten, vergi veren ve sevgi dolu canım insan.Aynı zamanda feci şüpheciyim.Septik Okulu terk.Septiklikten şüphe edecek kadar septik sen düşün.Ayrıca bir septik neden bir okul açar neyi öğretecek o da belli değil.Bir omuz atıp çıkıyorum.Gözlerim yemyeşil bir Atina oluyor.gözlerim aynı zamanda astigmat.Yeşil Atina'yı Astigmat sayıyorum.Yeşil bela.Ben çöl istiyorum.Ve tabii çöl için çalışan, üreten, vergi veren ve sevgi dolu canım insan.Büyük düşman Greenpeace.Karşıt bir örgüt tasarlıyorum.Greenpislik.

Şu günlerde yüce devrimci büyük yoldaş(!)Lev Troçoski'nin sürgün yıllarını geçrdiği Büyükada'daki ev satılıyor.Satılmasına karşı bazı itirazlar var.Restore edilmesi, milli miras sayılması ve müze yapılması yönünde Anıtlar Kuruluna cılız girişimler var.Türk vatandaşı Troçoskiciler bile çok büyük destekçisi değil bu fikrin.Satıcaklar gibi.Satımı gerçekleşcek olursa butik otel fikriyle gelen firma en büyük aday.Ama benim asıl ilgilenmek istediğim Troçoski'nin köşküne sahip olmak isteyen patronun karakteri.Sadist Kapitalist mi?Yitik Komunist Kapitalisti mi? olduğu.Devrik bir devrimin liderinin evinin ırzına geçme mi?yoksa nostaljiye takılı yaşayan eski komunistin vicdan azabını hafifletme uğraşı mı ? Peki ya müşterileri.Elbette ben ve bütün septikler , yitik hippiler , yitik komunistler , mağrur amerikan ve elbette avrupanın meraklı burjuvası.Nasıl bir dünyada yaşamak istediklerine bir türlü karar veremeyen kararsızlar ordusu.Bereket versin.

Troçoski'nin eski komşusu.Pakistan.Sel.Milyon ölü.Yardım tırları.Trenler.Küresel Vicdan.Ağanın eli tutulmaz en büyük yardım Birleşik Devletlerden.Liste kalabalık AB ,Norveç,Türkiye fln var.Kaba taslak bir hesapla 400 milyon dolar.Ek olarak ağanın Afganistandaki üstlerden yaptığı acil yardımlar.Bu para bu ülkenin felaketi atlatmasına yeter mi?Belki.Peki yardım nasıl dağıtılacak.Bm'nin bölgedeki kontrolü , Pakstan'ın kronikleşen iç çatışmaları ne olacak?Bu para bu ülkeyi felaketten kurtarıp altyapısını yeniden inşasını sağlayacak bir para değil.Yalnız böyle bir sefaletle boğuşan bir ülkede iktidarı ele geçirmek için çok para.Kısır ve yalan çare:Daha fazla yardım daha doğru yardım.Bunu kimden bekleyeceksin?Hotel Troçoski sakinlerinden mi?Anlaşılan Pakistan selden sonra bir de idari dalgalanmalarla boğuşacak.Pakistan'ın bayrağı çoktan çamura bulandı bile.Green pislik.Belki de sorun yeşildedir cidden.

Cahil Zizek , Can Yücel ve Panayır

Lunaparklara , panayırlara ilk girenleri merak etmişimdir.Ben hep eğlenceye geç kaldım.Ben lunaparka girerken birilerinin eğlenmekten yorgun çıkışı en büyük seçim vaadidir lunaparkın.Panayıra atılan ilk adımsa tam olarak ulaşılamaz eğlence ve imkansız bakış.Panayır ortası melankolisi.Sen neye bineceğine karar veremezken henüz önce gelenler heryeri kapmış eğleniyor.Eğlencede boş yer yok.Atlı karınca mı hayır çok çocuksu gondol mu hayır güvenli değil tren iyi tren olsun.Giriş hakkı.Jeton kuyruğu.Öbür turu bekle.Bu haliyle panayır bir dünya düzeni özeti.

Çeltik işi zor.Devlet belirlemiş sayısını yerini çeltik ekilecek yerin.Malum bataklık hastalık yapar sinek savar dört yana.Önemli vatandaşı sinek sokar sıtma salarsa nolucuk.Çeltik işçisinin sağlığını soran yok.Bir gidem aşısını vuram diyen yok gardaş.Devlet bizden büyük adam amma bizim gibi adam.Mal peşinde mülk peşinde, büyük insan peşinde.Yok gardaş yok takdir etme bizi haklı bulma.Yıllar yılı hep takdir etti hikayemiz yazdı eli kalem tutan o yuzden bu kadar önemsiziz.Bizi eleştir.Rezil et. Yerden yere vur.Ayağımız saplandı kaldı bataklığa.Bizi şimdi öldür göm silifke batağına.

-Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olduk o kadar iyi *

Ben hep çok terliyorum.Gülerken terler mi insan terliyorum.Eğlenirken.Koşarken.Teri seviyorum ama yinede ondan kurtulmak gerekiyor, üstümü değişiyorum, parfüm sıkıyorum.
Terlemek en rutin devinimimiz.Yeniden varolabilmek yolu.Koşuyorum gülüyorum derim bana tuzlu su veriyor.Gözyaşlarıyla değiştiğimiz o tuzlu suyu.Trenden vazgeçiyorum ve dönme dolaba koşuyorum, terliyorum, dönmek istiyorum, kuruyup öyle dönmek başa.Aslında biz bu lunaparkta eğlenen değil eğlendireniz bu fikre dönüyorum.Galiba dönmedolap bizden çok eğleniyor gondol bizden çok heyecanlanıyor.Nesnelerin ruhuna inanmıyorsan o zaman bu lunaparkta ben jeton oluyorum.Pas tutuna kadar o eğlenceden bu eğlenceye atılan.Jetonlar terlerse pas tutar.Paslı jetonlar çok güler.Rezilliği sever ve kötü kokar.Paslı Jeton Cahil Zizek'tir.

-Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi **

Panayırları çok seviyorum.Panayırlar nettir.Üç kasnak 5 lira.Tamamı kasnağın yere değmezse sigarayı tuttursan da alamazsın.Üç vuruş 5 lira.Biri kaçarsa sigara yok.Gondol bir jeton 5 lira.İlk bir buçuk dakika korkan insin bir daha durmaz ona göre.Belki de bu çıplaklığı insanı bu kadar çeken.Bir tür ruhani sevişme.O noktada insani saran hız tutkusu.Cemal Süreyya'ca jetonumuz az gecelerimiz kısa dört nala sevişmek lazım.Adrenalin.Savaş yada kaç.Savaşan da kaçan da yalnızdır.Attila İlhan'ca etrafımızda gezenler gibi dönen yalnızlık; hormondan başka birşey.Saf adrenalin.Ajanlar ve gece bekçileri konuşmaya bu yüzden gerek duymaz.Saf adrenalin yalnızlıktır ve konuşmaya gerek bırakmaz.Islık çalarak yürüyorum sokakları , şarkı söylüyorum ve durmadan şarkı çalıyor panayırda.Gece yürümelerinde şarkılar başkadır.Çırtlak sesler dans eder karanlıkta benden detone bir mambo italino yorumuyla.

-Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşadık o kadar iyi ***

******Can Yücel , Sevgi Duvarı

Kayseri Mantısı Mantığına Salsa ve Latin Caz

Baudrillard 'Amerika' kitabında Amerika'ya girişini tarif ederken bu kıtaya adım attığınızda gerçek bir kara parçasına geldiğinizi anlıyorsunuz diyor.Bir fransız için şaşırtıcı bir yaklaşım ve bu yaklaşım beni Amerika'ya meraklandırıyor.Günlerce Amerikan folk dinliyorum.

Hemen kıta'nın dibinde garip kalmış ülkeleri var Birleşik devletlere Florida'dan el sallayan garip Küba, sefil Haiti ve sahte cumhuriyet Dominik.Birleşik Devletler pasaport'unda Küba mührü olana vize vermiyor bu yüzden Küba vizeyi ayrı bir kağıtta veriyor.Ordan ver elini new orleans ver elini new york.Ve bu müzik bizi çağırıyor.Afrika halklarının o renksiz ama kara delikli eğlenceli halleri, latin halklarının ritimini bir türlü yakalayamadığım ayak hareketleri.Ellerinde trumpet alto saksofon ayakları top yekün salsa .Amerikan'ın kozmopolit metropollerinde Küba ezgileri ve salsa ( sos ) geldi çığlıkları.Küba müziği tel örgülere takılmayan bir hayalet

Karşımda Erciyes her gün farklı bir adam bir gün işe geç kalıyor bir gün kunduracı bir gün işsiz bir gün şair.Kayseri dediğin benim için mantıyla Erciyes.Sucuk pastırma fln hikaye , her yerde buluyosun onu.Bu şehirden ilk çıktığımda , başka şehirlerden arkadaşlarım olup mantı muhabbeti açıldığında , mantı susuz olur dediler biz hep böyle yiyoruz dediler; çok şaşırdım.

Yıl 1910 W.C.Handy latin ezgileriyle Birleşik Devletlere döner.Sonrası Notaların o malum homojenize olma düşkünlüğü , birbirlerine girmeye meraklı kavgacılığı.Peşi sıra gelen afro-latin-folk ritimler.Tüm dünyanın bir müziğe yığılması budur galiba.Hele o meşhur kızılderili teorosi doğruysa; kızılderililer buzullar erimeden Asya'dan Amerika'ya göç etmişlerse bu müzik yerkürenin yegane müzik sunağı.O müzik Latin Caz.

Hep tüketim endeksli değil de üretim endeksli yaşamam gerektiğini hissettiğimde yemek yapmam gerekti.Aslında zor değil özellikle kült yemekler ; börek makarna çorba et sote fln.Ama favorim Kayseri mantısını pişirmeyi çocukluğumdan beri biliyorum.Peki mantıyı o aşamaya getiren süreç?Dün izledim annemleri.Hamur'u hazırlıyorlar önce yumurta var un var işin içinde yoğruluyor hamur bekleniyor oralar biraz karışık tıpkı amerika kıtasının geçmişi gibi.Hamurda karışıklık çıkıyor bir kaşık Aztek katıyorsun hamura bir bardak Maya bir tutam Kızılderili ve gemisi olan İspanyollar ekliyorsun.Bir kaç yüzyıl bekliyorsun ve hamurumuz hazır.Sonra Kıyma.Siyah et lazım onun için.Zulümlerden geçmiş kıyılmış siyah insan eti.Neşeli Afrikalılar.Hamurları kesiyorsun hepsinin alanı 1 santimetrekare .Bir santimetrekarelik hamura bir tutam afrikalı.Ve hamuru sıkı sıkıya kapatıyorsun.Bunu her afrikalı ve her parça hamur için uyguluyorsun.Bu işlem biraz uzun sürer izlemesi de yapması da sıkıcı.Öbür aşama için hazırlık olsun diye Maelo Ruiz hitleri dinlenmesi tavsiye edilir.Por favor senora.İşte bu aşamadaki mantıyı pişirince beni o şaşırtan Kayseri Dışı Mantısı ortaya çıkıyor.Kayseri Mantısı'nda Salsa (sos) büyük bir enstrümandır.Galiba hamurun ve etin dans etmesini sağlıyor.Mantıya sosu vitaminli suyunu süzmeden ekleyince Kayseri Mantısı Oluyor.Kayseri Mantısı 'tiene salsa' ( ispanyolca cinsel cazibesi var demekmiş).İşte o Kayseri Mantısı Latin Cazın ta kendisi.

Tipine ve trompetine bittiğim adam Dizzy Gillespie Latin tarihinde olmaktan gurur duyduğun açıkça belirtir.Ve ben ne zaman Kayseri Mantısı yesem çiğnediğim etin mağrur ve dizzy olduğunu hissederim.Salsa içinse Celia Cruz (kraliçe)' gözlere ve kulaklara konan küçük bir hayvan , kalbe konduğunda ise patlamasını önleyemezsiniz' der.Oyh Mantıyı çok kaçırdık biraz daha yersek patlayacağız