11 Aralık 2010 Cumartesi

Raylar- Eski öyküler - Tanzimat dönemi özelliği taşıyanlar

Şu Bizim Adam

ya Pablo Neruda’dan bahsediyordu ya Hegel’di konuştuğu, ya sigara vardı ağzında ya da zararlı yararlı kavramlar listesi, o günler de çok popüler bir üniversitenin çok popüler bir bölümünün çok popüler makamına sahip kişilerden biriydi, Güney Kore vatandaşıydı , Amerikada okumuştu, NY’da bir yerlerde Beat yaşamıştı gençliğini, eskiden hobo olduğunu iddia eden iş adamlarıyla karşılaşmıştı, orta yaşlarında büyük bir dava adamıydı, çok kavga görmüştü, çok dayak yemişti , asla çok kelimesini kullanmazdı, ona göre çokluktu tüm kötülüğün sebebi, oruç tutup bekleyip düşünmeyi çalmıştı toy Sidhartha’dan, çok sık yemezdi bu yüzden dayağı ama yedi mi iyi yerdi, kavga asla bitmezdi ona göre , ama kavgayı ayırmışlardı, 90’larda zihninin son sığınağı Kübaya yerleşmişti, yalnızca iki kere puro içmişti, hiçbir gün bir cümleye nokta koymamıştı ve bir gün hikayesini biri yazarsa nokta kullanmadan yazmalıydı ona göre, roman yazmak istemişti hep ama nokta koymadığı için hiçbir yargıya, kendisi bile anlamamıştı ne demek istediğini, üç-beş şiir kitabı yayınlamıştı , hepsi bolca felsefiydi , çok anlaşılmamıştı ama hiç bundan şikayet edemedi, küçük sanatçı görürdü anlaşılmadığını iddia eden sanatçıyı , kendini küçük görmüş ve hiç konuşmamıştı, mükemmel maç izler olmuştu, yer yer holigandı, marihuana kaçakçılığından tutuklanmıştı, 3 yıl tutuklu kalmıştı,Ahmed Arif şiirlerinin garip bir şekilde eline geçen İngilizce çevirilerini okumuş, hapishaneden çıkınca ona benzeyen İspanyolca şiirler yazıp yayınladığı Buenos Aires’te bestseller olmuştu, o şiir kitabı üç ay içinde 22 dile çevrildi, İnsanlık tarihinin en çok satan şiir kitabıydı bu, hemen üç hafta sonra ikinci kitabını yayınladı, ‘iYi-kÖtÜ’ felsefi yazılarını topladığı kitaptı ve insanlık tarihinin hiç kimse tarafından alınmayan tek kitabı olmuştu, çok borcu vardı, bir gece yarısı dolandırıcıları dolandırarak Amerika’ya kaçtı, bu geçen sürede zaman zaman ağladı , şarkı söyledi, çantasını hazırladı, bavulunu taşıdı, tırnaklarını kesti, Amerika’da bir roman daha yazdı bu sefer kendince bir orta yol bulmuş bir tepki olarak her kelimeden sonra noktalı virgül koymuştu, ve her kelimenin bir imgelem her imgeleminse bir tufan olduğunu düşündüğünü noktalı virgülle anlatmıştı, aslında bunu P.Neruda’da okumuştu, kitap orta düzeyde satış yaptı ve son on yılın en sanatsal metni seçildi, ‘iYi-kÖtÜ’ yü koltuğunun altına alıp yayınevi yayınevi dolaştı kimse yayınlamak istemedi, kendine William Blake diyen biriyle tanıştı, ‘iYi-kÖtÜ’ yü kendi cebindeki parayla çıkartmak isteyen çılgının tekiydi ama bu kitap farklı olmalıydı , pazarlama tekniği geliştirdiler ve kitabı Brooklyn’de çıplak dağıtmaya ve kitabın reklamını bir porno sitesine vermeye karar verdiler, üç ay sonra bizim adam tımarhanede el kızartmaca oynarken sürekli William Blake’in hile yaptığından şikayet ediyordu, bağlama çalmayı öğrendi, doğu dans havaları çaldığı barlar dolup taştı, iyi para kazandı, sürekli doğu dans havaları çalınan bir bar aldı, aynı zamanda doğu içkileri sattığı yer doldu taştı, bir içki fabrikası kurdu , battı, çok borca girdi, William beraber bir albüm çıkarmayı teklif etti, o resim , bizimki de bağlaması ve toplumsal eleştiri dolu sözleriyle müzik yapacaktı, albüm yılın en iyi albümü seçildi, ikinci albüm yalnızca videolardan ibaretti William çıplak dans edecek bizimki de sadece bağlama çalacaktı, webcamde kaydedip piyasa sürdükleri albüm 70 milyon sattı, iki yıl sonra etnik müziğin Hall of Fame ine kabul edildiler, William geceleri ona şiirler okuyor, gözlerinin içine bakıyordu, hiçbir kadın böyle bakmamıştı, William’la Amsterdam’da evlendiler, bir gece aynı sex partisinde ayrı odalarda William üç erkekle bizimki de üç kadınla basıldığında gelmiş geçmiş en ünlü ikili olmuşlardı, otuz metrekarelik bir evde yaşıyorlardı ve arabaları yoktu, William giderek sıkılmaya başlamıştı, beraber intihar etmeye karar verdiler, silahlarını birbirlerine doğrulttular , üçten geriye saymaya başladılar, elleri titremeye başladı, William’ın elleri zayıftı, bizimkinin karnına bir kurşun William ın omzuna bir kurşun, birbirlerinin beyinlerini tutturamamışlardı, vücutları sonsuz bir yaşama isteğiyle doldu , ölmediler, artık Amerika’dan, atom bombasından, savaştan, savaş karşıtlarından, müzikten hatta tanrıdan bile çok konuşuluyorlardı, William Blake gerçek adını ilk kez o günlerde söylemişti bizimkine , adı Suzan’dı, ergenliğini film yıldızlarının posterleriyle sevişen pembe bir kız olarak geçirmişti, geri kalan ömründe hayatı olay olacak bir erkek aramıştı , hikayesi yazılacak bir erkekti aradığı ve bizimkinin hayatına bir erkek ismiyle girip yazılan hikayede büyük bir yanılsama olarak kalacaktı, cebinde hep bir yedek çorap taşırdı, iYi-kÖtÜ’yü yayınlamaya karar verdiler, bizimki tüm dünyayı dolaşıp imza günleri düzenleyecekti, kitap dünyalar kadar sattı, bir o kadarını da bizim adam imzaladı, hiç kimse kitabı okumadı, artık herkeste imzası vardı ve hiçbir ulaşılmazlığı kalmamıştı, ışığı iki ay içinde söndü, imzası taklit edildi ve tüm banka hesapları boşaltıldı, parasız pulsuz kaldı, çorabında taşıdığı tirbuşonla çantasında taşıdığı ucuz şarabı açıp içti, iYi-kÖtÜ’yü yazan adamdan çok uzakta olduğunu düşündü, o gün ilk kez aynaya baktı, zenci olduğunu gördü, ilk kez Suzan’a baktı 60lık bir cadı olduğunu gördü, bir acı hissetti, cebinden bir kağıt çıkarıp bu acıyı yazdı, çantasında iYi-kÖtÜ’nün aslı vardı , acil şekilde onu okumalıydı, kitabı açtı tüm sayfalar boştu, gözleri fal taşı gibi açılması gerekirken , sakin sakin tüm sayfalara baktı, yazdığı abartılı acılı yazıyı araya bir yere koydu , kitabı yere koydu,sonradan bu kitap 1.5 milyar dolara satılacaktı, o anı gören iki kişi gözlerinin tekini 3 milyar dolara satacaktı, sırtında bağlaması zenci bir koreli Brooklyn’de yürüyordu, tezatın ve yanılsamanın zirvesindeydi, sonradan onu yazanlar öyle diyecekti, bunu hiç hissetmedi, tam yağmurun yağması, delice ıslanması gerektiği anı yaşıyordu, yağmur yağmaya başladı ama o şemsiyesini açıp yoluna devam etti ,,,

Kapitalliberaller ve Belasız-Olaysız Geçen bir Gemi Hikayesi

Eleştiri yazmayı çok isterdim.Ama neyi eleştirsem bir bakıyorum ki bende o çorbanın tuzuyum.Eleştiri yazıp arkamda delil bırakamam değil mi? Eleştirdiğim ne varsa yapıyorum.Eleştiri garip bir kehanet ve yazarının iliğini sömürüyor.Özgürlükçü
düşünmeyenlerin üzerine giden giden bir yazar eleştirisinin kurbanı olmamak için özgür düşünemeyeceği bir durumda kendini özgür düşünmeye zorlar ve bu zorlama durumunda asla bir özgür düşünce gerçekleşemeyeceğinden kehanetin kurbanı olur.Kehanet bu ya ; az önce ucundan yerdiğim özgürlükçü düşünce fanatiği liberal yazar olma ihtimalini doğurdum.

Bir geminin kıç güvertesinde oturmuşum ve etrafımda mevsimler dönüyor.Güneş fırtına ve balıklar.Balıkların varlığı tutabildiğin kadar.Balıkların hali harap.Murathan Munganca, Nuh’un Gemisine alınmayan tek hayvanlar , fırtınada suyun içindelerdi.Bu gemide balık tutuluyor , balık yeniyor.Geminin üç ana dümen var.Güçlü dümen yolu belirler .Sonsuzun içinde her yön herhangi oluyor.Herhangi bir yöne gideriz. Birileri gidilen yönden emin.Diğerleri gidilen yönün tersinden emin.Ortada septik kapitalliberaller .Ne yöne baksalar mavilik görüyorlar dalga görüyorlar ama yön göremiyorlar.Bu gemi de bilmek büyük güç.Bildiğini sanmaksa daha büyük bir güç.Bilinecek hiçbirşey bulamayanlarsa gerçekten aciz.Tüm tartışmalara iş saatlerinde ara verilmiş ve balık tutarken herkes, onlar bir türlü karar veripte bir türlü başlayamamışlar.Aciz ve güçsüzler.

Tüm septik kapitalliberallar aç susuz göğe bakıyorlar.Oraya gitmeliyiz diyorlar.Hepsi içinden diyor.Birbirlerini duymuyorlar.Birbirleriyle konuşacak cesaretleri yok.Topal-sağır-kör ve çok fena düğümler.Zamanın olmadığı gemide yarım saat geçiyor ve göğe bakanlarda biri bu tüm yazdıklarımı düşünüyor.Balık tutmaya koyuluyor.Avcı sayısı her geçen gün artıyor.Balıkların hali harap.Sırtlarından dünya kadar bir gemi yürüyor.

Kahverengi-bej ne kadar şık değil mi (?)Küçük ve orta büyüklükte insanların(KOBİ diyeceğim kısaca ) modası.Yeteri kadar kötü olamayıp siyahı kirletenlerin rengi.Beyazlarını sigara sarartmıştır bej olmuştur.Siyaha su kjatmıştır göz suları bir türlü kararamamışlardır.Kahverengi-bej çubuklu formalı KOBİSPOR.Yağmurlu bir günde görmüştüm seni! Üstünde çubuklu formalar vardı! ve zayıf gösteriyordu seni.Sırayla istemişlerdi oysaki siyah ve beyazı ama vazgeçmişlerdi hep.Uç noktalar tehlikeliydi ve zararlıydı dönülebilecek noktalar arası gezinmek en tehlikeli olanı gibi gelmişti onlara.Sonuna kadar kahverengi gemide bej bir muşamba üzerine uzanmış ailesiyle yıldızları seyrediyordu.O anın uydu fotoğrafı mükemmel.Yaşanan tüm anlar gibi başkalarına göstermek için saklanmalı(?)

Usul usul yürüyor marketin alımlı standlarını.Süt tamam.Ekmek tamam.Salça tamam.Kekik tamam.Tavuk bulyon Tamam.Hazır çorba Tamam.Ve sıra geliyor bunları herhangi bir evin kapısına bırakıp gelecek yerleşik hayatı onlara emanet ederek yollara düşmeye.Kesin yargısız düşünenin son çaresi kaçış.Mutluluk kimbilir sabit bir nesnedir.İnsanlar kimbilir bu yüzden monoton hayatlar seçmişlerdir.Yollara düşen bir hareket sezdiğini iddia eder.Daha fazla durursa çakılıp kalacağını ve devinimi kaçıracağını düşünür durur.Akışı bulur ama yönü tahmin edemez.Eğer devinimin yönünü tutturup devinimle aynı hızla hareket ederse kusursuz bir durağanlığın içine girecek ve boşluk kadar sakinleşecekken ters yönde devinimle aynı hızla hareketi ona akışı iki kat hızlı gösterecektir.Midesi bulanacak, başı dönecek, kusacak ve umutsuzluğu gebe kalacaktır.Aslında bu iki sonucunda gitmek eyleminde bir değeri kalmıyor.Gitmek bilinmek istememektir.Böyle bir Gitmek seçimi bir sonluluk, sorumluluk ve sonuç barındırmıyor.Bir daha yazı yazmamak.Bir daha anlatmamak hikayeleri.Bir daha övülmemek belkide.Sayfalar çevirip bunu şarkı yapmamaktır.Gidenlerin ardından kalanların yazdıkları hiçbir zaman gerçekçi olamayacaktır.Giden olup dönüp gitmeyi yazansa gidenlere en büyük ihaneti yapan.Kehanet bu ya;az önce bir yerlere kaçıp , dönüp
Yolları yazma ihtimalini doğurdum yada Jack Kerouac okumuş bulundum.

Orda biryerde her gün hazırlanıyordu.Bir türlü yola çıkamıyordu.Elbette kararsızdı.Bir karar bulamadığı için değil doğruya inanmadığı için doğru kararı bulamıyordu.Yol ise hep karşısındaydı.Yol dik memeli koca kalçalı Latin bir hatun gibiydi çok çıkılası duruyordu.Metallica dinleyerek hazırlıyordu kendisini yolculuğa.Alfabetik sıranın kurbanı oldu, Metallica şarkılar bitti ,Mozart’a geçti müzik çaları.Soyluluk fethettiği topraklarını.Kültürün ellerine düştü.Barok mimarinin tutsağı oluyordu.Şuaralar , tatil planları yapıyor.Roma’yı görmeli, Alsace’ı , Napoli’yi ,Bordeuox’u görmeli ve elbette Paris’i görmeli.Cebelitarık’tan bakmalı Akdeniz’e , Waterloo’dan geçmeli , Eyfel’in önünde fotoğraf çekinmeli.Susuyor.Bekliyor.Pasaportu elinde ağaç oluyor.York un surları avuçlarında ufalanıyor toprak oluyor.Buharlaşıyor avucunda Pasifik’in suyu.Bir sabah San Dominigo’da eşsiz bir manzaraya bakıyor.Dikkatli Bakıyor.Su, toprak ve ağaç. gerisi hiç.İlkokul kitaplarındaki basit madde/cisim ayrımıyla ayrılıyor toprakla şehir.Bir gün toprak olmak fikri herkesi üzdüğü gibi onu da üzüyor ama bir gün ünlü bir şehir olacağı hayaliyle gülümsüyor. Bir başka köşede kapitalliberal kararsızlıktan kırılıyor.Seçenekleri değerlendiriyor ama seçeneğin asıl görevini yerine getirmesine , seçilmesine bir türlü izin vermiyor.Belki balık tutup bir yandan gidilen yönü tartışacak, belki geminin her yanını aç susuz dolaşmaya çıkacak, belki güvertede hareketsiz düşünecek.Belki sonunda gemiden atlayıp gökyüzüne doğru yüzecek.Farkında olmadan bir Truman Show finali yapabilir.Güvertenin güvertesine uzanmış ve durmadan kendi yaşamını eleştiriyor.Kehanet bu ya;kendi gibi yaşama ihtimalini doğuruyor.

Birincil Bungee Jumping-Ses kaydı

Rota belli Malatya, Adıyaman, Urfa, Mardin.Bir araba var içine zor sığılmış ya Murat 131 ya Şahin.Belli değil ne oldu ama şükür ayağı yerden kesiyor.Varmasa da ilerliyor.Feci Hippiyiz ama buralarda Wolkswagen'in Hippi minibüsleri yok.Mecburen bu züppeyi boyadık gökkuşağına.Tom Stabbard programı yapılıyor oluyor Adıyaman Fm'de tam bizim barajı gördüğümüz anda.Radyoyu kısıp suya bakıyoruz.Fırat'a* bakıyoruz.Ökkeş anı ölümsüzleştirmek için Fırat'ın** yedinci kitabı çıkarıp okumaya başlıyor ara ara gülüyor.Radyodan aklımda Tom Stabbard'ın bir sözü kalıyor.'Kötülerin sonu mutsuzluktur iyilerin sonu bahtsızlık işte trajedi budur'. Biz ne beyazız ne siyah ne de gri .Biz mutlulukla tanımlanmayan diğer renkleriz.Ökkeş geğirerek gülüyor.Arabayı çok sallıyor Hakan.Her on kilometrede bir komedi kusuyoruz.Gülüyoruz.Bakmayın öyle durduğuna komedi de en az trajedi kadar komiktir.Tabelada Karacadağ yazıyor ucu solu gösteriyor biz sola dönüyoruz.


Kulaklarımız iyice kabardı.Lynyrd Skynyrd çalıyor belki bir cümle yakalarız da onu Namık'a tercüme ettiririz.A şu meleti kullanıp kaydetsek de olur.Bir yer bulmuşlar Karacadağ'da bungee jumping kurmuşlar.Fransız bir şirket.Kişi başı 50 lira dediler Nuri işi 30'a bağladı.Son sıra bana kalıyor.Diğerleri korkuyor altına sıçıyor ve sıra bana geliyor.Bizimkilerin atlamasını izlerken farkediyorum bu işte zıplamıyorsun.Lastik yalnızca maksimum gerilime ulaşınca benimle olacak yani bu işe başlarken bungee de jumping de yok.Güvenlik kitlerini taktılar.Sardılar sarmadılar beni.Artık burdan sonra dönmek olmaz.Al şu ses kayıt cihazını elimden düşer, ilk günden kırılmasın.Şimdi ben atlamak istemiyorum ama erkekliğe bok sürdürmek olmaz .Şimdi atlamazsam bu şiiri bırakmak gibi birşey olur.

Ver şunu.Burdan mı zıplıyorum.Tamam bir adım sonra.Havadayken herhangi bir şey yapacak mıyım?Hobaaaa.Aaaaaaaa.Eeeeeee geçti.Heyecenlanmak korkmak değildir.Ayrımdır.Şuan korkmuyorum gibi duruyor.Beynim yine de bulandı.Ya nolcak ben geniş adamım koymaz bana.Şu an arkadan ipi kesip atsalar , iple göz göze gelsem kıçım yere değene kadar tırsmam.Ama o yere kıçımın değdiği andaki korkuyu gerçekten merak ediyorum.İpi görmek gerçekten korkutmaz beni.Bunun bir rüya olduğunu kendimin de şuan yoyo olduğumu düşünürüm.Bir kere yere düşen yoyo kırılır mı.Unutma bizi belirsizlik yaşatır.

Sağ sağlim çıkıyorum ama bu şeyi tekrar yapmak istiyorum.Nuri bu sefer de 40 liraya bağlıyor işi.Beni tekrar bağlıyorlar.Tamam tamam ben hallederim ne yapmam gerektiğini biliyorum.Hobaaa.Aaaaaaaaaa.Eeeeeee geçti.Merak korkunun üvey kardeşidir.Birbirlerine hiç benzemezler.Şuan bu ipte sallanarak ölmenin tadını merak ediyorum.Tekrar sallanmakla büyük bir düşünce suçu işlemiş büyük bir ayaklanma başlatmış gibi hissediyorum.Sanki Hippiliğim cezalandırılıyor.Heyyyy.Hassiktirrr ipi atmışlar.Nefes al nefes al kendinle çelişme(işte o nokta; ben gerçekten yoyoyum ve Korku üvey kardeşi Merak'ı döverek beni kendi eline alıp oynuyor.Direniyorum dönüyorum sonunda duruyorum).Aaaaaaaaaaaaa.(Reha Erdem aklıma geliyor)Korkuyorum ANNEEE

Not:Parantezli kısımları altıma sıçarken değil altım kuruyken ekledim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder