7 Temmuz 2014 Pazartesi

Şargoz

Şargoz
Dol doz
Çılgın Horse'a bindim
Sandığın gibi değil
Uzat dadı kalem uzat
Halimi yazayım
Seni de unutmadım
Yoksa git der gibi mi
Bakasın var bana

Hiyeroglif

Ne zaman geri döndüğünü anlamadan
tekrar tekrar gidiyorsun
elbisendeki papatyaları dökerek
yabancı gözlerle bakıyorum
dahi da vinci çareler arıyor
arabesk şarkılarında karmaşıklığın

Karanlıktır ki yayılıyor
bu kirdir ki karbon ve dioksit
yaşadığımız ve geride kalan
Kapşonuma kötülüklerimle yağıyorum
elvis'den
bir gitar çalıyorum
yüreğidir
havva'nın fosillerinden doğmuş
gül ağacının
doğumgününde doğumgünümün
altında aynı yıldızın
doğuşunda Venüs'ün

Dışına fırlatılıyorum gezegenin
tekrar tekrar gidiyorsun
yabancı gözlerime bakmadan

Ben sana kavuşamadıkça kendimle barışıyorum
Yalnız bir evrene karışıyorum
Dans ediyorum neolitik kargılarla

Karanlıktır ki yayılıyor
bu kirdir ki petrol ve transit
yaşadığımız ve geride kalan
yaş halkaları arasındaki alan
aynı mevsiminde farklı zamanların
utanmadan büyüyorum
seni kendim gibi görüyorum
genişliyor yumruklarım ve tabii kalbim
dilim varıyor demeye
toprak ve su canı, cananıdır
havva'nın fosillerinden doğmuş gül ağacının
Venüs ve Dünya
iki ikiz gezegen
en yakın oldukları vakit
görünmez olurlar birbirlerine
doğumgünümde doğumgününün
altında aynı yıldızın
güneş'in
botticelli'den doğuşu venüs'ün

16 Haziran 2014 Pazartesi

Parkorman

Gözlerimi hüzünle kapatınca
Her yanı maviler sarıyor
Bu sahtelikte kim bilir sen İzanimisin
Yalanları kısırlaştıran
Pembe bir koku geliyor
Mora dönüyor gözlerimin altı
Ve tabii yukardan baktıklarım da.
Etrafı sarıyor menekşeler
Sen bir kelt masalından çıkar gibi
Bir ormanın içinde ben yere yığılmışken
Bir öpücük konduruyorsun yanağıma
Hepsi bu

28 Aralık 2013 Cumartesi

Kaçaklar- At sikişi 2

Hayatımda şuara beni en eğlendiren şey at sikişi yazımın bin civarında tıklanmış olması ve siteye bağlananların arama motorlarına at sikişi yazmış olup ordan at sikişi ararken beni bulmuş olması.

14 Aralık 2013 Cumartesi

Raylar-Ecco Homo-comunicus

Roma'da bir savaşçı gibiydi Sarhoşa göre, gözünün önüne sarı kumlar geliyordu.O kumlar uçuyor ve serpiliyordu tekrar uçup tekrar serpiliyordu. Homo-comunicus bir kağıt gibi kumları kılıcıyla ikiye ayırıp, kumları sabah iki yumurta yediği için Sarhoş ve tuzu baharatı tam olmadığı için ekmeği bandırma zevkinden mahrum kaldığından ve çatalla yediğinden, bir yumurtanın vaktinden önce kırılışı gibi dağılıyordu kumlar tekrar kumlar üzerine. Ancak yaşananlar böyle değildi. Ecco Homo-comunicus ileri yıllarda meydana gelecek bir açık gruptu.Açıktan açığa meydana gelen hiç kimsenin karşı koyamayacağı çünkü karşıtlarının dahi onlar gibi olmak için karşıtlıklarını feda etme isteği, Nemesis'in intikam arzusundan fazla olduğu bir dürtüydü.İri kulakları ve geniş ağızları her ne kadar ilk günlerde çirkinin, yok oluşun, ötelenenin, yabancılaştırılanın vücut bulmuş hali bir trans-star, bir anlaşılmaz olgu, bir kör düğüm sanılsa da sonrasında artık bu şeklin hiçbir sembolik öneminin kalmadığını insanların anlamasını sağladılar.Turgut Uyar'ın gelecekler diye umduğu terzileri gibi değillerdi üstelik.Geldiklerinde anlaşıldıklarında duracakları falan yoktu.Durmalarına olanak yoktu. Onlar yeniden üretimin kendini bir üründe yeniden ürettiği tek özne tek varlıklardı.Sanki ceplerinde nükleer silahlarıyla rus ruleti oynayan, üç kuruş para bulunca galata rıhtımı'na akıp, üç kuruşluk rakıyı beş kuruşa alıp rakı sofrasında meşk eden evsizlerdi. Baştan ayağa herkestiler ama kimsede onlara benzeyemiyordu. İri kulakları vardı uzun saatler insanları yorulmadan dikkatleri dağılmadan dinleyebilirler, insanların dillerinde derman kalmadığında , dertleri gamsızlaştığında yada solukları kesildiğinde onların çok çok işine yarayacak bir iki kelime kullanırlardı.İri ağızları vardı kimse konuşacak bir şey bulamadığında ağız dolusu konuşurlardı, doyururlardı konuşurken hiç duymaya doyamayanlar doyardı.Diğerlerinin yapamayıp onların yaptığı tek şeyse hem konuşup hem dinleyebilmekti. Tüm dünya büründüğünde rahat ve karamsar bir sessizliğe onların tek yaptığı birbirleriyle hem konuşup hem dinleyebildikleri sonsuz ve sonsuz üretken bir bağ kurmak oldu. Ve onların bağı güçlendikçe çirkin sarkık kulakları ve orantısız büyük ağızları dünyanın güzel denebilecek tek suratı haline geldi.